Polis Eşleri Derneği Iğdır Şubesinden Anlamlı İstişare Toplantısı Polis Eşleri Derneği Iğdır Şube Başkanı Aysun Turgay, dernek üyeleri ve şehit yakınları ile i...           • CHP Melekli Beldesi: Özgür Özel'in Yanındayız Iğdır Merkeze bağlı CHP Melekli Belde Başkanlığı ve yönetimi, gerçekleştirdikleri topl...           • Sosyal Medyada Kimlik Doğrulama Dönemi Başlıyor TBMM’de kabul edilen ve 15 yaş altına yönelik dijital güvenlik tedbirlerini i&cced...           • Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Ali Bulut’a hayırlı olsun ziyareti Iğdır İl Özel İdare Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Ali Bulut’a Hayırlı Olsun Ziyareti...           • Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’den Muharrem Ayı Mesajı Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz, Muharrem ayının başlangıcı ile birlikte bir mesaj yay...           • Iğdır FK bir dünya kupasında iki kaptan çıkaran ilk Türk takımı oldu Dünya kupasında Curaçao'da milli takımında oynayan Alagöz Holding Iğdır Futbol Ku...           • Doğunun Çukurova’sı Iğdır Ovasında Sulama Sezonu Başladı Doğunun Çukurova’sı olan Güzide Şehrimiz, Iğdır Ovasında Sulama Sezonu Başladı ...           • Buğday ve arpa alım fiyatlarına tepki: Çiftçi zarar ediyor (Video) Sezgin Tanrıkulu: “TMO, çiftçinin kara gün dostu değil, sofrasındaki ekme...           • Jandarma Teşkilatının 187’nci kuruluş yıl dönümü kutlanıyor Vali Taşolar, Jandarma Teşkilatı’nın 187. Kuruluş Yıl Dönümünü Kutladı ...           • Bir leylek her yıl 13 bin kilometre uçarak aynı eşine geri döndü! Bir leylek gerçekten 13.000 kilometre uçarak her yıl aynı eşine geri dönebilir ...           
Site İçi Arama
Haber Arşiv
     
Son Videolar

Buğday ve arpa fiyatına tepki
35 İzlenme, 0 Yorum

Epilepsi Derneğinden Açıklama
64 İzlenme, 0 Yorum

CHP: Özgür Özel'in Yanındayız
116 İzlenme, 0 Yorum

Iğdır'da 19 Mayıs Coşkusu
137 İzlenme, 0 Yorum

“19 Mayıs” Paneli Düzenlendi
128 İzlenme, 0 Yorum

Vekil Hun: Yaşasın Barış
145 İzlenme, 0 Yorum

Şeker Pancarını Bitirdiler
158 İzlenme, 0 Yorum

Vali: Roja Dayikê piroz be
153 İzlenme, 0 Yorum

Emek Mücadelesi Susturulamaz
212 İzlenme, 0 Yorum

İdir'de Hıdırellez Coşkusu
168 İzlenme, 0 Yorum

Öğrenci Affı Çıkarılmalıdır
177 İzlenme, 0 Yorum

Amedspor Süper Lig'de
166 İzlenme, 0 Yorum

Alagöz, Talha’ya Umut Oldu
190 İzlenme, 0 Yorum
Facebook

İstatistikler
Toplam: 3943218
Aktif: 29
Bugün: 1213
Dün: 2364
Reklam Alanı

Kapitalizm Artık İnsanlığın Düşmanı Haline Gelmiştir - Yusuf YILDIRIM Em.İl.Trm.Mdr.

Kapitalizm Artık İnsanlığın Düşmanı Haline Gelmiştir

Yazar: Yusuf YILDIRIM Em.İl.Trm.Mdr. |  Tarih: 16 / 06 / 2026 |  Yazı Okunma: 110


“Gerçeği söylemek ve yalanları gözler önüne sermek aydınların sorumluluğudur.”

Bu gün kapitalizm artık insanlığın baş belası haline gelmiştir. Kapitalizm demek, açlık demek,savaş demek ve çevre kirliliği demektir.Kapitalizmin küresel bir hal alması daha saldırgan ve yok edicidir.Girmediği köşe bucak ve tahrip etmediği alan kalmamıştır.Kapitalizmin dünyaya verdiği en büyük zarar,doğaya fiyat biçmesidir.Sermayenin çıkarları ile  toplum ve doğanın çıkarları arasında korkunç bir uçurum vardır.Kapitalizm toplumun ihtiyaçlarına göre üretmez,kar için üretir.


Dünya nüfusunun %55 lık kısmı toplam gelirden aldığı pay %1,3 tür. En üst gelir grubunda olan %20 lık kısım gelirin %46.7 sını, en alt %20 lik kısım ise gelirin %6.1 ini alıyor. Dünya nüfusunun  %1.1 lık kısmı ise dünya servetinin neredeyse yarısına (45.8)sahiptir. Dünyada kronik açlık yaşayan kişi  sayısı 768 milyondur.

Samir Amin; Mısır doğumlu, Fransız Marksist, ekonomist ve eleştirmendir. Hayatı kapitalizm ile mücadele ile geçmiştir. “Emperyalizm”, “sömürgecilik”, “siyasal İslamcılık”, “Avrupamerkezcilik”, “eşitsiz gelişim” alanlarında dikkate değer tartışmalarda yer almış bir isimdi…“Krizden çıkış yolu yok; tek çıkış yolu, kapitalizmin kendisinden çıkmak. Başka bir olası çözüm yok. Kapitalizm ölmek üzere olan bir sistem olarak görülmelidir. Hayatta kalmak için yıkıma ve savaşlara yönelmektedir. Bir alternatifimiz var, o da sosyalizm,” der. Bu kadar da değil!


“İşçi sınıfının ve dünya halklarının Enternasyonalini yeniden inşa etmek zorundayız”!diyor.


Bazı iktisatçılar Amin için şunu derler;

“Samir Amin. Marx için kıyısı olmayan, derdi… Aslında Samir’in de kıyısı yoktu… Gerçeğin, bütünde olduğunu biliyordu. O bir uzman değildi, bir iktisatçı, tarihçi, sosyolog, antropolog, politolog, filozof… değildi… Aynı Marx gibi bunların üstünde/ötesinde konumlanmıştı… Aksi halde Samir Amin diye müstesna bir figür olmazdı… Verimli yaşamını Marksizmi ve sosyal düşünceyi zenginleştirmeye, ezilen ve sömürülen sınıfların kurtuluşuna adadı… Özetle “O, bir Marksolog değil, bir Marksistti. Onu, dönemin birçok teorisyeninden ayıran, onun Marx’tan hareket etme ama Marx’da durmama ilkesiydi.


Prof. Dr. Korkut Boratav’ın, “Ezilen halkların kılavuzuydu. Marksist bir perspektifle özgün bir bakışı bizlere sundu,” notunu düştüğü Samir Amin, Marksizme katkısıyla dünya halklarına ciddi bir külliyat bıraktı. Özellikle Üçüncü Dünya üzerine teorileri ve Üçüncü Dünya’nın emperyalizmle mücadelesi konusunda ürettikleriyle çok önemli bir boşluğu doldurdu…


“Kapitalizme ve emperyalizme karşı yeni bir Enternasyonal öneren Samir Amin’in çağrısının ana mesajı şudur: Çağdaş emperyalist kapitalizm, sürdürülemeyecek özellikler kazanmıştır. Bugünkü sistem-karşıtı muhalefet yetersizdir. Kapitalizme karşı önce direnmek; sonra da ona son vermek için örgütlü, kolektif bir müdahale gerekmektedir. Bu örgütlenme İşçilerin ve Dünya Halklarının Enternasyonali biçiminde oluşmalıdır.


Kapitalizmin sonu,  ‘Kuzey’de, sınıf mücadelesine dayalı geleneksel devrimci örgütlenmelerin gelişimine; ‘Üçüncü Dünya’da ise dinci gericiliğe savrulmuş olan halkların ilerici, anti-emperyalist mücadele deneyimlerinin canlanmasına bağlıdır. Zira, Samir Amin’in 1978’deki sözleriyle, ‘Leninizme göre… Ulusal kurtuluş hareketleri, dünya sosyalist devriminin tamamlayıcı bir parçasıdır.’


Karl Marx’ın ünlü, “Dünyayı anlamak yeterli değildir, asıl olan onu değiştirmektir,” tezine sahip çıkarken de “inşa etmek” için yola çıkanların yanı sıra, hepimize görev düştüğünü vurguluyor, “daha mütevazı biçimde bilincimiz elverdiği ölçüde kendisine katkı sunmak istediğimiz bir gelecek hayalini” savunuyordu…


Samir Amin, “Çağdaş kapitalizm, artık yalnızca bir sömürü ve emeğin bastırılması rejimi değildir, insanlığın düşmanı haline gelmiş durumdadır” diyordu.

Olumlu hiçbir yanı kalmayan, çürümüşlüğü birikimin yıkıcı boyutları tarafından belirlenen kapitalizmin gününü doldurmuş olduğunun kabul edilmesinin gerektiğini savundu hep O.


Örneğin son metinlerinden birinde, ‘Komünist Manifesto’dan alıntı yapıp, sınıf savaşı “Ya tüm toplum yapısının devrimci bir dönüşümüyle, ya da mücadele eden sınıfların hep birlikte çöküşüyle sonuçlanmıştır,” diye yazmıştı.


İnsan olmanın ikinci ve en üstün aşaması seçen bir varlık haline gelmesidir. Albert Camus’un belirttiği gibi insan üzerinde egemen olan düzene karşı, doğayı tahrip eden sisteme karşı, kendi güdüsel dürtülerine karşı başkaldırabilen ve seçebilen bir varlıktır. Camus bunu şöyle ifade eder: "Başkaldırıyorum, kendime, benliğime, doğaya ve topluma egemen olan düzene karşı ayaklanıyorum ve bir şeyi reddedip yerine başka bir şeyi seçebiliyorum.”


Samir, gazeteci Ali Bilge ‘ye verdiği demeçte ülkemiz için şunları demişti:


“Mısır’daki Müslüman Kardeşler’den veya Türkiye’deki AKP’den. Bunlar sadece Müslüman veya İslami partiler değil bana göre. Sosyal ve ekonomik meselelerde geri bir pozisyonları da var. İşçi hareketine, grevlere, küçük çiftçinin direnişine karşılar… Tunus’taki Nahda da böyle. Bu gerici partilerin ilerici bir toplum amacı olamaz,” diyen Samir Amin gerçek bir entelektüeldi;


Ben, Osmanlı İmparatorluğu tarihi ile Atatürk tecrübesinin çok farklı şekilde çözümlüyorum. Öncelikle Osmanlı İmparatorluğu... İslami Arap ve Arap-Türk tutkusunun, medeniyetinin doğru olup olmadığını tartışmayacağız. Doğruydu, üstelik Avrupa, Batı ve Hıristiyan düşüncelerinin oluşmasında da çok önemli rol oynadı. Bu tarihi bir meseledir.


Fakat kapitalizm belirirken Osmanlı İmparatorluğu buna iştirak etmedi. Kapitalizm Avrupa’nın bile tamamında değil, Batı Avrupa’da belirginleşti. Atlantik Okyanusu kıyılarında, İngiltere’de -Britanya’nın bile tamamında değil- Kuzey Fransa, Belçika ve Hollanda ile Batı Almanya’nın bazı kısımlarında. Feodalizmden kapitalizme gerçek nitel bir dönüşümün çekirdeği de burasıdır. Daha sonra Güney ve Doğu Avrupa’ya yayılmıştır. Osmanlı İmparatorluğuna ise ulaşmamıştır.


Teknolojik ve askeri alanlar da dahil olmak üzere kendisinden daha güçlü hale gelen Avrupalılardan gelen bu meydan okuma karşısında Osmanlı İmparatorluğu da tepki gösterdi. Buradaki temel fikir, bir iç çatışmaya ya da burjuvazinin ortaya çıkışına yol açmaksızın, başta ordu olmak üzere teknolojik düzeyde Osmanlı İmparatorluğu’nun modernizasyonuydu.


Bu sadece Osmanlı İmparatorluğunun Türk tarafında böyle olmadı... Aynı zamanda Mısır’da da... Muhammed Ali’yi biliyorsunuz, öyle değil mi? Böylece, aynı dönemde Muhammed Ali’nin Mısır’daki reformları... Türkiye’deki, yani Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Tanzimat, hep çok benzer modernizasyon düşünceleridir.


Osmanlı İmparatorluğunun kaderini modernizasyona doğru değiştiren dışsal etkenlerdir. Bu bakımdan, Osmanlı İmparatorluğu, coğrafi olarak Avrupa’da ve Balkanlarda bazı alanları kontrol altında tutabiliyorsa da, bu çok önemli değil. Hatta bugün coğrafi açıdan İstanbul’un Avrupa’da olması da önemli değil. Osmanlı İmparatorluğu’nun halkı ve Osmanlı İmparatorluğunun Türk olan bölümü -ki şimdi Türkiye’dir- ve aynı zamanda Kürtler... Eski Osmanlı İmparatorluğu’nun Kürtler ve Türklerin olduğu bölümü ile Arap bölümü de Avrupalı değildir.


Avrupalı değildirler çünkü kesinlikle kendi içlerinde bir burjuva devrimi yapmamışlardır. Sadece dışarıdan gelen meydan okumaya tepki vermişlerdir. Avrupalı olmayışları Müslüman oldukları için değil; hayır, insanları dinlerine göre sınıflandırmak tuhaf bir yoldur. Avrupalı değildirler çünkü, Avrupalının tanımı, burjuva devriminden geçmiş insanlardır. İkinci ve daha radikal olarak, zira artık 1920’lerdeyiz, 1830’larda değil, ama yine aynı düşünceydi... Yani kastettiğim, ulusal halkçılık... Atatürk deneyimi ile daha sonra Arap ülkelerinde gelişen, -Mısır’da Nasır’la ya da Suriye ve Irak’ta BAAS’la gelişen- çok az demokrasi içinde modernleşme arasında çok güçlü bir kıyaslama yapılması gereğidir. Hatta hiç demokrasi. En fazla, Avrupa’dan ve Batı’dan biraz da resmi olarak kopya edilmiş kurumlar. Oysa bu Türkiye için çok önemli.


Türkiye, laik, ya da diğer bir deyişle seküler toplum anlayışı açısından Arap ülkelerine kıyasla ileride. Ancak hala yarı-seküler. Atatürk dönemi de dahil olmak üzere, Türkiye’nin hiç bir zaman gerçek seküler bir toplum olduğunu düşünmüyorum. Bu, dinin toplumsal yapıdan çıkarılması değil, iktidara hizmet etmek üzere evcilleştirilmesidir. Bu bugünkü Türkiye’nin dramıdır. Bence “Biz Avrupalıyız, Avrupalı olmak istiyoruz” diyenler burjuvazidir, entellektüellerdir -ki bu çok doğaldır. Fakat Türkiye halkının bütünü böyle düşünüyor mu? Onlar üçüncü dünyaya aitler. Nesnel olarak, Türkiye bir üçüncü dünya ülkesidir; bir Asya ülkesidir. Afrika-Asya dayanışmasının kurucu ülkelerinden biri olmalıydı. Ancak, o “düş” yüzünden olamadı. Bu düş bugün devam etmekte ve bence bu bir dramdır. Çünkü Avrupalılar tarafından kabul edilmeyeceksiniz.


Edilseniz bile, benim latinoamerikanlaştırılma dediğim gibi, Batı Avrupa’nın çevre ülkesi olacaksınız.

10:50




Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Yazarın diğer yazıları
Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail *
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)

Köşe Yazıları
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Fotoğraf Galerisi
Iğdır Resmi Siteler
Gazeteler

Sitemizdeki yazı, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Iğdır Doğuş Gazetesi